3 Mayıs 2009 Pazar

TASARRUF



'5 yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
Çocukluk iste,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarini okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun' diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'

Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

*Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

1 Mayıs 2009 Cuma

TÜRKİYE ve PETROL.......
Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz ?!..



Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizi olduğu iddiasını yazmıştım. Yazı sonrasında Silopi de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı.



Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!...



Beşir Yılmaz telefonda . "Vedat bey, gelin Silopi' de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!.."diyerek feryat ediyordu.

"Nasıl yani!.." diye sorduğumda anlatmaya başladı..



"Biz aileden madenciyiz.Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında kamulaştırıyoruz" diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi.Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz.

Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır.Silopi 'nin altı da petrol denizidir.Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır.

Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum Ve nikel madeni de var"



- Nereden biliyorsunuz? "Türkiye'deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya'ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım.

Raporları gönderdim size ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunçbilek''egöre ikimisli rakamlar var)

dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir.."



Beşir Yılmaz'ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi art arda sıralıyor.

Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum-Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?

"Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar.Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış.Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve civa basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak.

Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.



"Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum.."

Vedat bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar?

Musul ve Kerkük' ün rakımı 80-100 metre civarındadır.Cudi Dağı'ndaki petrolümüz resmen Irak'a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor.."



Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi' ye bile zor gider hale gelmiş. Devlet kamulaştırılacak diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner 'in sahibi olduğu Park Holding'e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AİHM''ye başvuracakmış. Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..



Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun...

Beşir Yılmaz Başbakan Tayyip Erdoğan' a bu durum üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..

"Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir.

Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda "hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir diyorsunuz"

Millet buna çok seviniyor.. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah'a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum."



Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..

1- 35 km yol yaptım.

2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.

3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.

4- Mazot tankları.

5- Dinamit ambarı.

6- Kantar ve kantar binası.



Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediği madenimde Bugüne kadar yaptığım işler vehalen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde

5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)

Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan'a yazdığı dilekçede devam ediyor.

"Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor"



Beşir Yılmaz' ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.

Beşir Yılmaz'dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver.

Uranyum konusu da bir başka skandal. Güneydoğu resmen petrol denizi üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde "bize petrol bul" diye yalvarıyor... İddialar devam ediyor:.6 mühendisin kafaları kesildi.

TPİK diye Türkiye Petrolleri'nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.



Beşir Yılmaz diyor ki:

"Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!

Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor.

Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim.

MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi.Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak..



"Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma'da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi.

Adını burada yazmak istemiyor.Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya.Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu.

Ben de "bilmiyorum" dedim. Mühendis ekledi "Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı'nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş.."



Dondum kaldım. Ne diyeyim.Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..Ardından devam etti.. "Vedat bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ 'ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu biliyor musunuz?



Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç'in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde..." İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez.İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis,gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı. Beşir Yılmaz'a son sözüm " Bana anlattıklarınızı Genelkurmay''a anlatınız mı?" oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle..



" Vedat bey her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!".. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!..

Son sözüm: "ABve ABD , PKK''yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi.



Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye''yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!.."
ALINTIDIR.....(vedat yenener)

Biz Kimiz ?? Biz o soğuk sınırın sıcak çocuklarıyız...

Biz Kimiz ??


Biz o soğuk sınırın sıcak çocuklarıyız...

Sarıkamışa yağan kar kadar beyaz...

Yüreğimizden, Hazara dökülen Aras kadar berraktır sevdalarımız...

Biz her sabah Allahuekber dağlarından doğarız.

Arpaçayda yüzümüzü yıkar

Iğdırda yeşilliklere uzanırız...

Tarih tanır bizi...

Bizim her birimiz;

Şeyh Şamiliz,

Nesimiyiz.

Bizim her birimiz..

Vatan için donmuş bir Mehmed'iz.

Biz o soğuk sınırın sıcak elleriyiz...

Türküler söyleriz hep bir ağızdan.

Analarımızın toprak kokulu kucaklarından.

Biz biliriz yokluk içinde varolmayı.

Biz biliriz varolmak için yokolmayı !

Bir kulağımızda ninnileri o toprakların,

Bir kulağımızda destanları...

Biz karın beyazından vurmuşuz alınlarımıza...

Alnımız açık...

Bir bayrak gibiyiz Cıbıltepede...

Serhatlarda biz varız;

Kafkaslarda biz...

Biz o soğuk sınırın;dumanlı gözleriyiz...

Milli Marşlar...Türk Devletlerinin..

STiKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığm*** taşarım.


Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.


Rûhumun senden ilahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!


Mehmet Akif Ersoy

Özbekistan Millî Marşı
Serquyosh, hur o'lk*** elga baxt, najot,
Sen o'zing do'stlarga yo'ldosh, mehribon!
Yashnagay to abad ilmu fan, ijod,
Shuhrating porlasin toki bor jahon!


Oltin bu vodiylar - jon O'zbekiston,
Ajdodlar mardona ruhi senga yor!
Ulug' xalq qudrati jo'sh urgan zamon,
Olamni mahliyo aylagan diyor!


Bag'ri keng o'zbekning o'chmas iymoni,
Erkin, yosh avlodlar senga zo'r qanot!
Istiqlal mash'ali, tinchlik posboni,
Haqsevar, ona yurt, mangu bo'l obod!


Oltin bu vodiylar - jon O'zbekiston,
Ajdodlar mardona ruhi senga yor!
Ulug' xalq qudrati jo'sh urgan zamon,
Olamni mahliyo aylagan diyor!


Söz: Abdulla Arip(ov) , Beste: Mutal Burhan(ov)


ÂZERBAYCÂN MİLLÎ MARŞI

Azerbaycan, Azerbaycan!
Ey qehreman övladın şanlı Veteni!
Senden ötrü can vermeye cümle hazırız!
Senden ötrü qan tökmeye cümle qadiriz!
Üç rengli barağınla mesud yaşa!

Minlerle can qurban oldu!
Sinen herbe meydan oldu!
Hüququndan keçen esger,
Here bir qehreman oldu!

Sen olasan gülüstan
Sene her an can qurban!
Sene min bir mehebbet
Sinemde tutmuş mekan!

Namusunu hifz etmeye,
Bayrağını yükseltmeye,
Cümle gencler müştaqdır.
Şanlı veten! Şanlı veten!
Azerbaycan! Azerbaycan!


Söz: Ehmed Cavad , Beste: Üzeyir Hajıbeyli


KAZAKİSTÂN MİLLÎ MARŞI

Jaralgan namıstan kahraman halıkpız
Azattık jolunda jalındap janıppız
Tağdırdın tezinen, tozaktın özinen
Aman-sau kalıppız, aman-sau kalıppız.
Erkindik kıranı, şarıkta,
Eldikke şakırıp tirlikte!
Alıptın kuvatı-halıkta,
Halıktın kuvatı-birlikte.


Ardaktap anasın, kurmettep danasın,
Bauırga, baskanbız barşanın balasın.
Tatulık dostıtın kieli besigi
Meyirban ulu Otan, Kazaktın dalası!


Talaydı, ötkerdi, ötgene salavat,
Keleşek gajayıp, keleşek galamat!
Ar ojdan, ana til, öneğe-saltımız,
Erlik te, eldik te urpakka amanat!

Söz* : Muzafar Alibay(ev)
Kadir Mirzaliy(ev)
Tumanbay Moldagaliy(ev)
Jadra Daribay(eva)

Beste: Mukan Tölebay(ev)
Evgeniy Brusil(ovski)
Latif Hamîdî

*Çolpan'ın Notu. Bu marşın yazarları, Kazakların üç boyu olan Kiçi Cüz, Orta Cüz ve Uluğ Cüz'den birer kişi olarak seçilmiştir. Sonra, şâîrlerin önerisi ile bunlara bir bayan (Jadra Daribayeva) eklenmiştir.


KIRGIZİSTÂN MİLLÎ MARŞI

Ak möñgülüü aska zoolor, talaalar,
Elibizdin žany menen barabar.
Sansyz kylym Ala-Toosun mekendep,
Saktap keldi bizdin ata-babalar.


Algalaj ber, kyrgyz el,
Azattyktyn žolunda.
Örkündöj ber, ösö ber,
Öz tagdyryñ kolunda.


Bajyrtadan bütköm münöz elime,
Dostoruna dajar dilin berüügö.
Bul yntymak el birdigin širetip,
Bejkuttuktu beret kyrgyz žerine.


Algalaj ber, kyrgyz el,
Azattyktyn žolunda.
Örkündöj ber, ösö ber,
Öz tagdyryñ kolunda.


Atkarylyp eldin ümüt, tilegi,
Želbiredi erkindiktin želegi.
Bizge žetken ata saltyn, murasyn,
Yjyk saktap urpaktarga bereli.


Algalaj ber, kyrgyz el,
Azattyktyn žolunda.
Örkündöj ber, ösö ber,
Öz tagdyryñ kolunda.


TURKMENİSTÂN MİLLÎ MARŞI

GARAŞSYZ, BITARAP,TÜRKMENİSTANYŇ DÖWLET GIMNI

Türkmenbaşyň guran beýik binasy
Berkarar döwletim, jigerim - janym.
Başlaryň täji sen, diller senasy
Dünýä dursun, sen dur, Türkmenistanym!


Janym gurban sana, erkana ýurdum
Mert pederleň ruhy bardyr könülde.
Bitarap, Garaşsyz topragyn nurdur
Baýdagyn belentdir dünýan önünde.


Türkmenbaşyň guran beýik binasy
Berkarar döwletim, jigerim - janym.
Başlaryň täji sen, diller senasy
Dünýä dursun, sen dur, Türkmenistanym!


Gardaşdyr tireler, amandyr iller
Owal-ahyr birdir bizin ganymyz.
Harasatlar almaz, syndyrmaz siller
Nesiller döş gerip gorar şanymyz.


Türkmenbaşyň guran beýik binasy,
Berkarar döwletim, jigerim - janym.
Başlaryň täji sen, diller senasy,
Dünýä dursun, sen dur, Türkmenistanym!


Arkamdyr bu daglar, penamdyr düzler
Ykbalym, namysym, togabym, Watan!
Sana şek ýetirse, kör bolsun gözler
Geçmişim, geljegim, dowamym, Watan!


TATARİSTÂN MİLLÎ MARŞI

TUĞAN YAĞIM

Küpme yullar yördem, dönya kürdem,
Nazlı cillär yözem sýypadı.
Siña qaytqaç qına, tuğan yağım,
Kükrägemä şatlıq sıymadı.


Tik ber genä köngä ayırılsam da
Yamansulap sine yuqsınam.
Sinnän başqa miña, tuğan yağım,
Bu dönyada tormış yuq sıman.


Tik ber genä köngä ayırılsam da
Yätim qalğan kebek bulamın.
Tik sin genä yäşäw maturlığı,
Güzällege yaqtı dönyanıñ


KIRIM MİLLÎ MARŞI

ANT ETKENMEN

Ant etkenmen milletimniñ yarasını sarmağa
Nasıl olsun eki qardaş birbirini körmesin?
Onlar içün ökünmesem, muğaymas*** yaşasam
Közlerimden aqqan yaşlar derya-deniz qan olsun.


Ant etkenmen şu qaranğı yurtqa şavle sepmege,
Nasıl bolsun bu zavallı qardaşlarım inlesin?
Bunu körüp buvsanmasam muğaymas*** yanmasam
Yuregimde qara qanlar qaynamasın, qurusun.


Ant etkenmen, söz bergenmen millet içün ölmege
Bilip, körüp, milletimin köz yaşını silmege.
Bilmey körmey, bin yaşas*** qurultaylı han bols***
Kene bir kün mezarcılar kelir meni kömmege.


NUMAN CELEBI CIHAN


GAGAUZYA MİLLÎ MARŞI

Geldi vakit, bayraa kaldır,
Dalgalatsın lüzgar onu.
Kavalları keskin çaldır,
Duar halkın aydın günü.


İnsana lazım Vatan
Halkına kalsın damar,
Canında dede sesi,
Uzaktan eve çeksin...
Bucak'ta dannar açık
Şanlý olsun kardaşlık.


İnsana lazım Vatan
Halkına kalsın damar,
Kanında dede sesi
Uzaktan eve çeksin...
Bucak'ta açık adunar
Kalkınıyor Gagoğuzlar..


Söz: Todur Zanet, Beste: Mihail Kolsa


DOĞU TÜRKİSTÂN MİLLÎ MARŞI

Kurtiliş yolida sudek akti bizning kanımız
Sen içün ey yurtimiz, bolsın pida bu canimiz
Kan keçip, hem can berip âhir kurtuldurduk seni
Kalbimizde kutkuzuşka bar idi imânımız

Yâr-i hemdem boldi bizning himmetimiz sen içün
Dünyâni sorgan idi, himmet bilan ecdâdimiz
Yurtümiz biz yüz közüngni kan bilan pâkizledük
İmdi hiç kirletmigeymiz, çünkü Türk'tür nâmımız

Atilla, Cengiz, Timur... dünyâni titretken idi
Can berip can alimiz, biz unlarning evlâdimiz
Çıkti can, hem akti kan düşmendin boldi el aman
Yaşisun hiç ölmesun parlansun istikbâlimiz.

Yazar: Mehmet Ali Tohtu Hacı Tevfik


İşte Qazaqistân Millî Marşı'nın Türkiye Türkçesi;

Namus, şeref üzerine yaratılmış milletiz biz,
Hürriyet yolunda alevlenir yanarız biz,
Kaderin tezinden, tuzakların pençesinden
Sağ-salim çıktık, sağ salim çıktık...


Hürriyet kartalı uç, uç,
Birliğe, hayata davet ederek,
Yiğidin kuvveti halkta,
Halıkın kuvveti birlikte.


Saygı duyan annesine, değer veren bilginine
Bağrımıza basmışız tüm insanlığın çocuklarını
Barıştır dostluğun kutsal beşiği,
Mihriban ulu vatan, Kazak’ın ovası.


Yiğitlik de, memleket de torunlara emanet.
Başından çok şey geçti, geçmişe salavat.
Geleceğimiz sihirli, geleceğimiz muhteşem.
Namus-vicdan, ana dil, örnek, baş dostumuz.


ÇEÇEN MİLLİ MARŞI
Gece kurt yavrularken çıktık dünyaya

Sabah kükrerken arslan, ismimiz konuldu
Lailahe illallah
Kartal yuvalarında analarımız emzirdi
At üstünde kavgayı babalarımız öğretti
Lailahe illallah
Halk için vatan için yetiştirdi
Onlara bir zarar geldiğinde yiğit kesildik
Lailahe illallah
Dağların şahinleri zaferle yetişti,
Zorluğun bozgunundan gururla çıktık
Lailahe illallah
Tunçtan dağlar kurşun gibi erise de
Yaşamdan ve savaştan onursuz çıkmayız
Lailahe illallah
Ey kara toprak her zerren baruttan ağlasa da
Hüzünlü bir şekilde sana dönmeyeceğiz
Lailahe illallah
Hiçbir zaman hiçbir kimseye pes etmedik biz
Ecel veya zaferden biridir seçeneğimiz
Lailahe illallah
Yaralarımızı ağıtlarla sararken bazılarımız
Değerli gözlerimiz maharetle canlanır
Lailahe illallah
Açlık kıvrandırırsa ot yeriz
Susuzluk bezdirirse sıkar suyunu içeriz
Lailahe illallah
Gece kurt kuzularken çıktık dünyaya
Hakka, vatana ve Allah'a sadığız biz
Lailahe illallah